Kreatif Direktör Eylem Tatlı,sektörle ilgili dikkat çeken yazısına şöyle devam etti.
“Bu cümle, sadece yüksek maliyetlere veya döviz kuruna verilen cılız bir tepki değil; Türk tekstilinin o meşhur "üretme iştahının" cenaze törenidir. Sektörün bu kadar kolektif bir vazgeçişe, bu kadar derin bir ruh kaybına şahitlik ettiğini hiç görmemiştim.
Mesele artık sadece "neresi daha ucuz?" kavgası değil. Mesele, Türkiye'nin küresel bir üretim merkezi olarak sahip olduğu o tarihî "heyecanı ve aidiyeti" kaybetmesidir. Bu bir şikâyet değil; bu, bir devrin vedasıdır.
ZANAATIN ÖLÜMÜ: MAKİNELER
DÖNÜYOR AMA RUH YOK!
Türkiye’yi dünya devlerinin gözünde vazgeçilmez kılan şey, sadece hızlı sevkiyatımız değildi. Her dikişteki o "esneklik", her krizde bir "çözüm bulma" kabiliyetimizdi. Ancak bugün atölyeler yorgun, ustalar çıraksız, makineler ise sadece "bitse de gitsek" temposunda dönüyor.
Zanaatın yerini "standart bir mecburiyet" aldığında, hikâye biter. Kimse Türkiye’de üretmek istemiyor; çünkü artık üretim bandının başında, yaptığı işe saygı duyan bir nesil kalmadı. Heyecanını yitirmiş bir coğrafya, rotasını yeni ufuklara kıran küresel markalar için sadece birer duraktır, liman değil.
"EN İYİSİ"NDEN "İDARE EDER"E:
KALİTE VİRÜSÜ
Bir tasarımcı olarak beni en çok korkutan şey, ham madde eksikliği değil; "idare eder" mantığının sektöre bir virüs gibi yayılmasıdır.
Eskiden "Dünyanın en iyisini biz dikeriz" diyen o öz güvenli üretici kimliği, yerini "Bu fiyata ancak bu kadar" diyen bir savunma mekanizmasına bıraktı. Yaratıcılığın ve kalitenin ikincil plana atıldığı, sadece rakamların ve kur farkının konuştuğu bir iklimde, nitelikli markaların Türkiye’de kalması için tek bir rasyonel sebep dahi kalmıyor. Unutmayalım: Kimse "idare eden" bir ülkede geleceğini inşa etmek istemez.
“GENÇLERİN HAYALLERİNİ FABRİKALARA GÖMMEDİK, HİÇ KURDURMADIK”
Tekstil sektörünün en büyük kaybı makineler veya iptal edilen siparişler değil; o makineleri kullanacak gençlerin hayalleridir. Biz tekstili yıllarca o kadar "tozlu, karanlık ve zor" bir imajla paketledik ki; bugün yetenekli gençlerimiz modanın mutfağında (üretimde) ter dökmek yerine, pırıltılı ekranların önünde (tüketimde) olmayı seçiyor.
Üretimin bir "prestij" değil, bir "yük" olarak görüldüğü bir ülkede, "tekstil devliğinden" bahsetmek artık sadece romantik bir nostaljidir.
SON ÇAĞRI: RUHU GERİ ÇAĞIRIN!
"Türkiye’de üretmek istemiyorlar" cümlesi, masaya vurulan son yumruktur. Eğer biz üretimi tekrar bir "itibar alanı" hâline getirmezsek, o devasa fabrikalarımız yakında sadece boş binalara, tozlu depolara dönüşecek.
Çözüm, daha fazla makine almak ya da daha ucuz işçilik için coğrafya değiştirmek değildir. Çözüm; Inové Studio gibi tasarım odaklı, yaratıcılığı merkeze alan yaklaşımlarla üretim bandına tekrar bir "ruh" kazandırmaktır.
Çünkü moda, sadece birbirine dikilen iki parça kumaş değildir; o kumaşa inanma biçimidir. Ve biz, artık inanmadığımız bir şeyi dünyaya satamayız.

YAZI:EYLEM TATLI
(Kreatif Direktör | Inové Studio)
ETİKETLER:
#TürkTekstili #ModaEndüstrisi #ÜretimKrizi #TekstilSektörü #Yaratıcılık #İnovasyon #Gençlik #Sanayi #ModaTasarım #TürkiyeÜretim #EylemTatlı #EylemTatlımoda