Siirtli Hasan Heybetli'nin ismi, adam yaralama, mekân basma gibi birçok olaya karıştı, defalarca hapse girip çıktı.
Türkiye Heybetli'yi Muazzez Abacı ile yaşadığı aşkla tanıdı. Abacı'ya gönlünü kaptıran Heybetli, şarkıcıyı evliliğe razı etmek için yıllarca uğraştı, bu amaçla yaptıklarıyla magazin basınında sıkça yer aldı.
Sesini plaklardan duyup fotoğraflarını gazetelerin magazin sayfalarından gördüğü Abacı'yı merak eden Heybetli, her akşam Abacı'nın çalıştığı gazinoya gidip hayranlıkla onu izledi. Ünlü ve güzel bir kadından aşk bekleyen, usta olmak zorundaydı. Farkındaydı Heybetli.
Kırk gün üst üste hep aynı masada oturan adamın, Abacı'nın dikkatini çekmemesi imkânsızdı. Ancak Abacı, Heybetli'yi yakından tanımak istemedi.
Bir gece gazinodan çıkışında otomobilinin önünde koca bir kamyon belirdi. Şoför, kamyonu geçmeye çalışsa da kamyon yol vermedi. Derken kamyonun damperi yavaşça açıldı ve güller yol boyunca yer yer otomobilin camına, yer yer yola saçıldı.
Eve vardığında Abacı'nın telefonu çaldı. Karşısındaki ses, "Muazzez Hanım, ben her gece gelip sizi dinliyorum, çok beğeniyorum. Sizinle tanışmak da istiyorum ancak şimdiye dek tanışmamıza bir vesile olmadı. Rica etsem camdan dışarı şöyle bir bakar mısınız? Size bir sürprizim var" dedi. Halaskârgazi Caddesi baştan aşağı gül bahçesiydi. Heybetli, bütün caddeyi gül ile donatmıştı. Her akşam, 24 kırmızı gül gönderdi kulise. 24 saat, 24 kere seni düşünüyorum, demek istedi..
Bir başka gün, sevdiği kadına bir kutunun içinde paranın satın alabileceği en güzel yüzüğü gönderdi. Yüzüğü gönderdiği akşam, tüm cesaretini toplayıp telefonla Abacı'ya aşkını itiraf etti. Ancak Abacı tarafından reddedildi. Heybetli vazgeçmedi...
Heybetli, Abacı'ya, artık gazinoda çalışmamasını, orada kazandığı paranın daha fazlasını ona vereceğini söylese de Abacı, hiçbir şeyin müzik tutkusunun önüne geçemeyeceğini belirtip Heybetli'nin bu teklifini de kabul etmedi.
Abacı bir sabah uyandığında evinin salonunun parayla kaplı olduğunu gördü. Bunu Heybetli'nin yaptığını hemen anladı. Yanılmamıştı. İkna edilen yardımcısının elindeki kartvizite bakarak numaraları çevirdi. Epeyce azarladığı yardımcısından tüm parayı çöp poşetine doldurmasını söyledi. Evinin önüne çağırdığı Heybetli'nin şaşkın bakışları arasında tüm parayı camdan aşağı attı. Heybetli çöp poşetine bile bakmadan kırgın bir şekilde arabasına binip uzaklaştı.
Abacı, bir sabah, kahvesini için evin balkonuna çıktığında kaldırımlarda birkaç gazeteci gördü. Gazeteciler başlarını yukarı kaldırarak fotoğraf çekiyorlardı. Gazetecilerin baktığı yerde kocaman bir bez afiş gördü. İki satırlık afişin altında kırmızı harflerle "H.H." yazıyordu. İki satırı okurken gazetecilerin fotoğrafını çektiklerini bile fark etmedi:
"Gözlerin Uludağ'ın karları kadar duru
Rahmettir yangınıma saçlarının yağmuru".
Bir gün sonrasının magazin haberlerindeki başlıkları tahmin edebiliyordu.
Yakışıklı bir kalbi, yarısı korku dolu bir çehresi vardı Heybetli'nin. Abacı, bu aşka daha fazla kayıtsız kalamazdı. Heybetli'nin Yılmaz Güneyli, Kadir İnanırlı kabadayı film sahnelerine benzeyen incelikleri Abacı'yı hem mutlu etti hem korkuttu. Heybetli'nin büyük aşkı, kıskanç kalbi ve ele avuca sığmayan tavrı, bu ilişkinin hiç de kolay yürümeyeceğini gösterdi Abacı'ya.
Magazin basını için renkli fotoğraflara dönüşen bu ilişki, bir fotoroman gibi her gün gazete sayfalarında yer aldı. "Heybetli gibi sevmek" neredeyse bir deyime dönüştü.
İkili, basın pozlarıyla Paris'te nişanlandı. Bu fırtınalı aşkın ilk imzaları atıldı. Yıl 1978'di. Abacı, 30 yaşını yeni bitirmişti. Heybetli, Sarıkamış'ta meydana gelen bir olayla hapse girdi. Akşehir Cezaevi'ndeydi. Abacı, Akşehir'de balkonu ve pencereleri cezaevine bakan bir ev kiraladı. O evde yaklaşık bir buçuk yıl yaşadı. O günlerden hep "Hasan cezaevinin bahçesinden bir ıslık çalardı, ben balkona koşardım" diye söz edecekti sonradan.
Abacı'nın Akşehir'e gelişi bir efsaneye dönüştü. İlçe aylarca bunu konuştu. Cezaevinin önü sadece Abacı'yı görmek için gelenlerle doldu. Abacı, hiçbir görüş gününü aksatmadı, herkesle beraber sıraya girdi, sevdiği adamla görüştü. Bu görüşmelerden birinde Heybetli'nin "Benimle evlenir misin?" teklifine "Evet" dedi. 1980'de hapishane müdürünün odasında evlendiler. İki şahit, birkaç basın mensubu, sade bir tören... Bir gün sonrasının gazeteleri bu evliliğin hikâyesi ve fotoğraflarıyla doldu.
Abacı, o günü hiç unutmadı. Bazı günlerin hatırının bir ömre yayıldığını, yayılabileceğini biliyordu. Albümlere, gazete sayfalarına bırakılan fotoğraflarda kalanlar, kelimelerden öte birer hikâyeydi artık. Heybetli, Burdur Cezaevi'ne nakledilince Abacı İstanbul'a döndü. Sonrasında İstanbul-Burdur otobüslerinin değişmez yolcularından biri oldu.
Bu fırtınalı evlilik, üç yıl sürdü. Ancak birbirinden uzun süre ayrı kalamayan ikili, 1986'da yeniden nikâh masasına oturdu.
İki sevgili, zaman zaman sudan sebeplerle tartıştı. Bir keresinde Heybetli ceketini alıp gitti. Abacı, aylarca izini sürdü ama Heybetli'yi bir türlü bulamadı. Heybetli, tam bir buçuk yıl sonra bir gece yarısı Abacı'nın kapısını çaldı. Kapıyı açıp Heybetli'yi karşısında gören Abacı, merak ve panik içinde sordu: "Hasan... Allah aşkına bir buçuk yıldır neredesin?" Heybetli, gayet rahat bir şekilde cevap verdi: "Muazzez, köprü trafiğini bilmiyor musun?"
Heybetli, Abacı'yı her açıdan sürekli koruyup kolladı. Zeki Müren'ei Bülent Ersoy'a bile fırça atabilen Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan, biraz da iş ortaklarından Heybetli sayesinde Muazzez Abacı'ya saygıda kusur etmedi..
Heybetli, defalarca cezaevine girip çıktı, kaçtı, yakalandı. Abacı 13-14 yıl cezaevi kapılarında şehir şehir dolaştı.
Heybetli, Abacı'dan ayrıldıktan sonra üç kere evlendi. Çok güzel genç kadınlar girdi hayatına. Abacı için Heybetli aşkı , ömürlük bir yağmur gibi kaldı. Yaşlandı diye terk edilen Abacı, iki kez evlendiği adamdan sonra gönül kapısını hiç kimseye açmadı. Bazı yolculukların hasarını hiçbir konaklama gideremedi.
Heybetli, 2009'da bir işadamını öldürdüğü iddiasıyla yargılandığı davada uzun bir hapis cezası aldı. Hikâye burada bitti. Aşkları eski magazin dergilerinde unutulmuş karşılıklı iki sayfaydı artık. Abacı, kırılgan bir anıyı içinde soldurmaktan yorgundu..
12 Mart 2025'te Hasan Heybetli hapishanede...
12 Kasım 2025'te Muazzez Abacı ABD'de, dünya sürgününü tamamladığında , masalı bitmeden büyümüş çocuklara çekilmemiş bir film, yazılmamış bir roman, gereğince anlatılmamış, konusu unutulmuş bir hikâye kaldı.
KAYNAK: (SIDDIK AKBAYIR, "Konusu Unutulmuş Bir Hikâye: Muazzez Abacı&Hasan Heybetli" , OT Dergisi, Aralık 2025)