YAZI:BEKİR ATACAN
(GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKALAR UZMANI)
İran’a karşı yürütülen bir savaş, Donald Trump üzerinde, 1956’daki Süveyş Krizi sonrasında Anthony Eden’ın yaşadığına benzer jeopolitik sonuçlar doğurur mu?
📌 HIZLI ZAFER, DERİN KAYIP RİSKİ
📌 Trump’ın attığı adımlar, onu 1956 Süveyş Krizi’ni hatırlatan tarihsel bir ana sürükleyebilir. Yani hızlı bir askerî başarının, daha geniş küresel ekonomik baskılar altında eridiği ve nihayetinde aşağılayıcı bir geri çekilme ile uluslararası güç dengelerinde değişime yol açtığı bir tablo ortaya çıkabilir.
📌 SÜVEYŞ KRİZİ’NİN TARİHSEL ANLAMI
📌 Süveyş Krizi, Britanya için son büyük emperyal savaş olmuş; aynı zamanda ülkeyi, Soğuk Savaş’ın yeni gerçekliği içinde artık ikincil bir güç olduğunu kabul ederek dış politikasını yeniden şekillendirmeye zorlayan bir dönüm noktasıydı.
📌 ABD’NİN ASKERİ KAPASİTESİ VE SINIRLAR
📌 Günümüzde ABD’nin savunma bütçesi, gayrisafi yurtiçi hasılaya oranla, 1980’lerdeki seviyesinin neredeyse yarısına düşmüş durumda. Bu durum, Washington’un aynı anda hem İran’a karşı askerî operasyon yürütme hem de donanmasıyla birlikte Hürmüz Boğazı üzerinden geçen gemilere güvenli refakat sağlama kapasitesini zorlaştırmaktadır.
📌 ABD İLE 1956 BRİTANYASI ARASINDAKİ TEMEL FARK
📌 Ancak 1956’daki Britanya ile bugünün ABD’si arasındaki temel fark burada ortaya çıkar. ABD, Soğuk Savaş’ın zirvesine kıyasla daha zayıf görünse de, o dönemde Britanya’yı sınırlayan ABD ve Sovyetler Birliği gibi baskın rakipler ya da eşdeğer güçlerden oluşan bir blokla karşı karşıya değildir.
📌 OLASI SONUÇ: KÜRESEL DEĞİL,
SİYASİ BEDEL
📌 Bu yapısal fark, İran’a karşı bir savaşın ABD açısından Süveyş Krizi’nin Britanya için ifade ettiği ölçekte bir jeopolitik felakete dönüşmeyebileceği anlamına gelir. Ancak bu durum, Donald Trump için kişisel siyasi sonuçlar doğurmayacağı anlamına gelmez; tıpkı bunun Anthony Eden için olduğu gibi.
ETİKETLER:
#DonaldTrump #İran #SüveyşKrizi #AnthonyEden #ABD #Jeopolitik #DışPolitika #Analiz