YAZI: BEKİR ATACAN
(GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKALAR UZMANI)
ZAFERDEN ÇIKIŞA: STRATEJİK ZİHNİYET DEĞİŞİMİ
Washington bugün bir zaferin değil, bir çıkışın peşinde. Artık mesele kazanmak değil; kaybetmeden çıkabilmek. Son günlerde yalnızca ABD yönetimi İran’la yaşadığı krizi nasıl yöneteceğini tartışmıyor. Aynı soru Batı medyasının da ana gündemine yerleşmiş durumda: Bu çıkmazdan nasıl çıkılabilir? Daha doğrusu, bu kriz nasıl daha büyük bir felakete dönüşmeden sınırlandırılabilir?
BATI MEDYASINDA ZİHİNSEL KIRILMA
Bu soruya verilen yanıtlar, özellikle Foreign Policy dergisinin ortaya koyduğu çerçevede dikkat çekici bir zihinsel kırılmaya işaret ediyor. Çünkü tartışma artık klasik Amerikan refleksi olan “nasıl kazanırız?” sorusundan uzaklaşmış durumda. Onun yerini çok daha temkinli bir yaklaşım almış: “Daha kötüsünü nasıl engelleriz?” Bu yalnızca bir strateji değişimi değil; aynı zamanda bir özgüven aşınmasıdır.
DÖRT SENARYO: ÇÖZÜM DEĞİL BELİRSİZLİK HARİTASI
Dergide öne çıkan dört senaryo ise bir çözüm haritasından ziyade bir belirsizlik tablosu sunuyor:
BİRİNCİ SENARYO: TAM TIRMANMA
Askerî baskıyı artırarak İran’ı geri adım atmaya zorlamak. Kağıt üzerinde güçlü, sahada ise son derece riskli. Çünkü bu yol, Strait of Hormuz üzerinden Körfez enerji hatlarına uzanabilecek zincirleme bir krizi tetikleyebilir. Yani askeri olarak mümkün, ama siyasi olarak kontrolü neredeyse imkânsız.
İKİNCİ SENARYO: GEÇİCİ ANLAŞMA
Gerilimi dondur, yaptırımları gevşet. Taraflara “kaybetmedik” deme imkânı sunan en pragmatik seçenek. Ancak bu bir çözüm değil; sadece erteleme. Krizi ortadan kaldırmaz, onu gri bir alana hapseder.
ÜÇÜNCÜ SENARYO: ÇATIŞMAYI YÖNETMEK
Ne barış ne savaş. Kontrollü gerilim, sınırlı karşılıklar. İki tarafın da fiilen kabullenebileceği kırılgan bir denge. Ancak bu denge, en küçük yanlış hesapta hızla geniş çaplı bir savaşa dönüşebilir.
DÖRDÜNCÜ SENARYO: SİYASİ ZAFER İLANI VE GERİ ÇEKİLME
Washington’un hedeflerine ulaştığını ilan ederek tansiyonu düşürmesi. Kağıt üzerinde en “temiz” çıkış gibi görünse de gerçekte en zor olanı. Çünkü bu seçenek sahadaki gerçeklerden çok algı yönetimine dayanır. Ve bu algının hem iç hem dış kamuoyuna kabul ettirilmesi büyük bir sınavdır—özellikle de Donald Trump gibi iç politik baskıyı yoğun yaşayan bir lider için.
SEÇENEK ÇOK, YÖN YOK
Bu dört senaryo tek bir stratejide birleşmiyor. Aksine, Washington’daki temel sorunu açığa çıkarıyor: seçenek çok, yön yok. Asıl kırılma da burada yatıyor. Batı artık sonuç üretmeye değil, risk yönetmeye odaklanıyor. “Nasıl kazanırız?” sorusu yerini “hangi seçenek daha az zarar verir?” sorusuna bırakmış durumda.
AVRUPA CEPHESİNDE FRENLEME EĞİLİMİ
Nitekim Brookings Institution ve Center for Strategic and International Studies gibi düşünce kuruluşlarının analizleri de aynı çizgide: kesin zafer yok, sadece maliyet, sınır ve risk hesabı var. Avrupa cephesinde de tablo farklı değil. The Wall Street Journal’ın aktardığına göre United Kingdom ve Spain gibi ülkeler gerilimi tırmandırmaktan çok frenleme eğiliminde. Çünkü böyle bir çatışmanın etkilerinin bölgeyle sınırlı kalmayacağı artık herkes için açık.
MEDYA ARTIK SADECE AKTARAN DEĞİL, YÖN ÇİZEN BİR AKTÖR
Bu noktada medya yalnızca aktaran değil, yön çizen bir aktöre dönüşüyor. Washington’un önüne seçenekleri koyuyor—ama çözüm sunmuyor. Daha doğrusu sunduğu şey, çözümler değil; daha büyük felaketlerden kaçınma yolları.
SON SORU: ÇIKIŞ MI, KONTROLLÜ GERİ ÇEKİLME Mİ?
Ve geriye şu soru kalıyor:
Bu seçenekler gerçekten bir çıkış mı…
Yoksa sadece kontrollü bir geri çekilmenin farklı adları mı?
Görünen o ki Washington hâlâ bir “kurtuluş kartı” arıyor: gerçekleşmemiş bir başarıyı başarı gibi sunacak, kaybedilen itibarı kısmen de olsa telafi edecek bir hamle. Aksi takdirde bu sürecin siyasi faturası er ya da geç kesilecek—ve büyük ihtimalle doğrudan Trump’ın önüne konacak.
#WASHİNGTON
#İRAN
#ABD
#DIŞPOLİTİKA
#ORTADOĞU
#JEOPOLİTİK
#ENERJİGÜVENLİĞİ
#HÜRMÜZBOĞAZI