Son Gazeteci GENEL ORTADOĞU’DA SON DURUM:WASHINGTON DAYATIYOR,TAHRAN DİRENİYOR!

ORTADOĞU’DA SON DURUM:WASHINGTON DAYATIYOR,TAHRAN DİRENİYOR!

Gazeteci ve dış politika uzmanı Bekir Atacan’ın analizlerine göre, ABD ile İran arasında yaşanan gerilim klasik bir müzakere sürecinden çok, küresel düzenin nasıl şekilleneceğine dair sert bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda.

Okunma Süresi: 3 dk

YAZI:BEKİR ATACAN

(GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKALAR UZMANI


 

Uluslararası sistem çoğu zaman masada kurulmaz; şartları kimin yazdığıyla şekillenir. Bugün ABD ile İran arasında yaşanan tam olarak bu: Bir müzakere değil, irade dayatma savaşı.

Washington’un İran’ın “Hürmüz karşılığı abluka kaldırılsın” teklifini reddetmesi teknik bir anlaşmazlık değil. Bu, Donald Trump yönetiminin net ve sert mesajıdır:
“Önce nükleer taviz. Şartları da ben belirlerim.”

Tahran ise farklı bir denklem kurmaya çalışıyor:
Gerilimi düşür, alan aç, sonra pazarlık et.

Ama Washington’un derdi pazarlık değil.
Sonuç almak. Hem de kendi yazdığı sonuç.


 

BU BİR MÜZAKERE DEĞİL, AÇIK BİR ZORLAMADIR

ABD’nin çerçevesi tartışmaya kapalı:
Yaptırımlar kalkacaksa, İran önce geri adım atacak.

Bu, karşılıklı bir süreç değil.
Tek taraflı bir geri çekilme talebi.

Ve tam burada İran’ın elindeki en kritik koz devreye giriyor:
Strait of Hormuz

Burası sadece bir geçit değil; küresel ekonominin boğazı. İran’ın mesajı basit ama etkili:
“Ben sıkışırsam, sistem nefessiz kalır.”


 

“EKONOMİK ÖFKE”: SAVAŞIN YENİ ADI

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in açıkladığı “ekonomik öfke” operasyonu, yaptırım değil;
finansal kuşatma doktrini.

Strateji net:

  • Taşıyanı cezalandır
  • Sigortalayanı caydır
  • Finanse edeni sistem dışına it

Bu yaklaşım İran’ı değil, İran’a temas eden herkesi hedef alıyor. Yani Washington şunu yapıyor:
Krizi yaygınlaştırıyor, maliyeti küreselleştiriyor.

Ve bu model çalışıyor. Çünkü piyasa gerçekle değil, beklentiyle fiyatlar.
Bir tanker batmadan sigorta artar.
Bir damla petrol eksilmeden fiyat yükselir.

Savaş başlamadan bedel ödenir.


 

MOSKOVA VE KÜRESEL SAHNE: HESAPLI SESSİZLİK

Vladimir Putin’in devreye girmesi tesadüf değil. Moskova bu krizi güvenlik tehdidinden çok ekonomik fırsat alanı olarak okuyor. Gıda güvenliği vurgusu ise örtülü bir uyarı:
“Bu yangın yayılırsa, kimse dışarıda kalmaz.”

Diğer yanda Birleşmiş Milletler…
Artık tarafsız bir platform değil, güç mücadelesinin uzantısı. İran’ın sistem içinde alan kazanması, Batı için rahatsız edici ama durdurulamayan bir gerçek.


 

GERÇEK TABLO: KONTROLLÜ GERİLİM, SINIRSIZ RİSK

Bugün sahada olan şey ne barış ne de açık savaş.
Bu, yüksek basınç altında tutulmuş bir kriz.

  • ABD ekonomiyi silah olarak kullanıyor
  • İran coğrafyayı baskı aracına dönüştürüyor

Taraflar savaşı başlatmadan, savaşın tüm araçlarını kullanıyor.

Asıl soru şu:
Bu basınç ne zaman patlayacak?


 

ÜÇ SENARYO — AMA RİSK TEK NOKTADA YOĞUNLAŞIYOR

  1. Yıpratma uzar
    Ekonomik baskı sürer, İran direnir. Uzun ama kontrollü bir aşınma süreci.
  2. Kıvılcım sıçrar
    Hürmüz’de küçük bir olay, büyük bir zincirleme reaksiyona dönüşür.
    En tehlikeli senaryo bu.
  3. Zoraki uzlaşma
    Taraflardan biri geri adım atar. Ama bu bir tercih değil, zorunluluk olur.


 

SONUÇ: BU ARTIK BİR KRİZ DEĞİL, GÜÇ DÜZENİ SAVAŞI

Mesele artık nükleer program değil.
Mesele şu: Küresel düzeni kim tanımlayacak?

Washington diyor ki:
“Taviz ver, nefes al.”

Tahran cevap veriyor:
“Beni sıkarsan, sistemi zorlarım.”

Bu noktadan sonra geri dönüş zor. Çünkü bu tür mücadeleler masada bitmez.

Bir kırılma anında sonuçlanır.


 

ETİKETLER:
ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı, küresel enerji krizi, yaptırımlar, ekonomik savaş, dış politika analizi, Orta Doğu, jeopolitik risk, petrol piyasası, uluslararası ilişkiler

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *