YAZI: BEKİR ATACAN/GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKA UZMANI
Donald Trump’ın İran politikasını yalnızca “sertlik” ya da “geri adım” ikilemi üzerinden okumak artık yetersiz kalıyor. Ortaya çıkan tablo, meselenin İran’ı devirmekten çok daha geniş ve hesaplı bir stratejiye dayandığını gösteriyor. Daha açık bir ifadeyle: Bu denklemde hedefin yalnızca İran değil, aynı zamanda Körfez olduğu ihtimali giderek güçleniyor. Sahadaki gerçeklik ile siyasi söylem arasındaki çelişki artık görmezden gelinemeyecek kadar belirgin.
WASHİNGTON’UN ÖNCELİĞİ: ENERJİ FİYATLARI
Trump yönetiminin İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırıyı ertelemesi ilk etapta “itidal” olarak yorumlandı. Ancak bu kararın arkasında ne insani kaygılar ne de büyük bir savaştan kaçınma refleksi bulunuyor. Asıl belirleyici unsur, Amerikan iç piyasası ve enerji fiyatları. Washington’un önceliği net: Küresel gerilimi, kendi ekonomik çıkarlarını zedelemeyecek bir seviyede tutmak.
KÖRFEZ’DEKİ MALİYET HER GEÇEN GÜN ARTIYOR
Peki bu süreçte Körfez’de ne yaşanıyor? Yaklaşık üç haftadır İran füzeleri Körfez coğrafyasını hedef alıyor. Ortaya çıkan zarar milyarlarca doları bulmuş durumda. Enerji altyapıları baskı altında, ekonomik dengeler sarsılıyor. Buna rağmen Amerikan politikasında kayda değer bir değişiklik yok. Ne ciddi bir stratejik revizyon ne de müttefikleri korumaya dönük güçlü bir refleks…
Bu sessizlik tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercih mi?
UYARI YAPILDI, SONUÇ DEĞİŞMEDİ
Katarlı akademisyen Naif bin Nahar’ın aktardıkları bu soruya çarpıcı bir yanıt sunuyor. Katar Enerji Bakanı’nın açık uyarısına rağmen — “İran’daki gaz sahalarını vurursanız karşılık Körfez’de olur” — Washington’dan anlamlı bir tepki gelmedi. Sonrasında yaşananlar ise bu uyarının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koydu. İran hedef alındı, fakat bedelini Körfez ödedi.
ENERJİ PİYASASINDA GİZLİ KAZANAN
Daha dikkat çekici olan ise şu: Bu gelişmeler Amerikan enerji şirketlerinin lehine işliyor. Körfez’deki kayıplar küresel arzı daraltıyor; talep artıyor, fiyatlar yükseliyor. Sonuç olarak Amerikan gazı daha değerli, daha cazip ve daha kârlı hâle geliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca jeopolitik değil; aynı zamanda kapsamlı bir ekonomik mühendislik.
Bu noktada tabloyu özetleyen sert gerçeklik şu: Körfez’in kaybı, Amerika’nın kazancına dönüşüyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI VE STRATEJİK DENGE
Trump’ın odağı değişmiyor: Hürmüz Boğazı ve petrol fiyatları. Bölge halklarının güvenliği, ekonomik istikrarı ya da siyasi geleceği bu denklemde öncelik taşımıyor. Hatta daha ileri bir değerlendirmeyle, Körfez’in bu stratejide yalnızca bir araç konumuna indirgendiği söylenebilir.
Naif bin Nahar’ın ortaya koyduğu tez bu nedenle dikkat çekici. Ona göre hedef yalnızca İran’ı baskılamak değil; aynı zamanda Körfez modelini aşındırmak, zayıflatmak ve uzun vadede işlevsiz hâle getirmek.
EKONOMİK YIPRATMA STRATEJİSİ
Bu strateji nasıl işliyor?
Ekonomik yıpratma yoluyla…
Enerji altyapısını hedef alarak…
Devletleri mali ve siyasi açıdan kırılganlaştırarak…
Ve tüm bunlar, bölgede daha büyük bir dönüşümün zeminini hazırlamak için.
Bugün yaşananlar, yarının daha sert jeopolitik kırılmalarının habercisi olabilir. Eğer bu okuma doğruysa, Körfez için asıl tehdit dışarıdan gelen füzeler değil; müttefik olarak görülen aktörlerin öncelik listesinde yer almamaktır. Çünkü bazı savaşlar cephede değil, piyasada kazanılır. Ve o savaş çoktan başlamış görünüyor.
#Etiketler:
#KörfezKrizi
#EnerjiSavaşları
#ABDİran
#Jeopolitik
#PetrolFiyatları
#HürmüzBoğazı
#OrtaDoğu
#EnerjiGüvenliği