Son Gazeteci GENEL PAZARLIK DEĞİL DAYATMA: GÜCÜN DİLİYLE KURULAN TEHLİKELİ DENGE!

PAZARLIK DEĞİL DAYATMA: GÜCÜN DİLİYLE KURULAN TEHLİKELİ DENGE!

Songazeteci yazarı, gazeteci-Ortadoğu uzmanı ve stratejist Eylem Okumuş'un analizine göre; diplomasi kisvesi altında yürütülen baskı politikaları, kısa vadede sonuç üretse bile uzun vadede güveni aşındırarak kalıcı uzlaşı ihtimalini ortadan kaldırıyor. Güce dayalı dayatmaların alışkanlığa dönüşmesi ise bölgesel gerilimi kontrolsüz bir çatışmaya sürükleyebilecek en büyük risk olarak öne çıkıyor.

Okunma Süresi: 3 dk

YAZI:EYLEM OKUMUŞ 

(GAZETECİ-ORTADOĞU UZMANI VE STRATEJİST)

 

DİPLOMASİ YERİNE BASKI DÜZENİ

Diplomasi değil; pazarlık kisvesi altında yürütülen kaba bir baskı düzeni. Donald Trump’ın İran çıkışları, müzakere kavramını içinden boşaltan bir anlayışın ürünü. Masaya oturmak yerine devirmek, konuşmak yerine tehdit savurmak, uzlaşmak yerine karşı tarafı diz çöktürmeye yönelmek… “Strateji” denilen şey, tam da bu noktada anlamını yitiriyor.

Pazarlık, karşı tarafı yok sayarak değil, varlığını tanıyarak yürür. Ortadaki tablo açık: ekonomik baskı, askerî kuşatma ve psikolojik yıldırma. Hürmüz Boğazı üzerinden verilen mesaj yalnızca İran’a değil, herkese: “Şartlarımı kabul et ya da bedelini öde.” Kullanılan dil, diplomasiyi araç olmaktan çıkarıp doğrudan bir zor aracına dönüştürüyor.

KISA VADELİ KAZANÇ, UZUN VADELİ GÜVENSİZLİK

Kısa vadede sonuç üretilebilir; ancak uzun vadede güven aşınır. Güvenin olmadığı zeminde kalıcı uzlaşı doğmaz, yalnızca geçici geri çekilmeler yaşanır. Zorla kabul ettirilen her metin, ilk fırsatta geçerliliğini yitirir. Çünkü korkuya dayanan hiçbir denge uzun ömürlü değildir.

Yaklaşım, gücün en sert ve en ilkel kullanım biçimidir. Karşı tarafı köşeye sıkıştırarak elde edilen her kazanım, aslında yeni bir çatışmanın zeminini hazırlar. Sert söylemler iç politikada yankı bulabilir, piyasaları sarsabilir, manşetleri doldurabilir; ancak sahadaki gerçek değişmez: tansiyon yükselir, risk katlanır.

DENİZ TRAFİĞİNE YÖNELİK TEHDİTLER KRİTİK EŞİK

ABD’nin gemilere yönelik tehditleri ise ayrı bir kırılma noktasıdır. Deniz trafiğini zorla kesmek, ticari gemileri hedef hâline getirmek ya da “dur-kontrol et” adı altında fiilî müdahaleye girişmek, artık sözün bittiği yerdir. Bu, bir yaptırım değil; doğrudan sahada güç kullanımıdır.

ABD geçmişte benzer hamleleri yapmaktan çekinmedi, bugün de geri durmayacağını göstermek istiyor. Ancak bu tür bir adım atıldığı an, mesele İran’la sınırlı kalmaz; zincirleme bir gerilim hattı tetiklenir. Çünkü açık denizde atılan her sert adım, karşılığını daha sert getirir.

ALIŞKANLIĞA DÖNÜŞEN BASKI, KONTROLSÜZ TIRMANIŞ DEMEKTİR

Asıl tehlike ise bunun bir alışkanlığa dönüşmesidir. Baskıyla sonuç alındıkça, her yeni krizde doz artırılır. Bugün ambargo, yarın abluka, ertesi gün doğrudan müdahale… Bu bir strateji değil, freni boşalmış bir tırmanıştır.

Son söz net: Pazarlık değil, açık bir dayatma söz konusu. Ve kontrollü bir gerilim, kontrolsüz bir savaşı beraberinde getirir.

ETİKETLER:

#Ortadoğu
#ABD
#İran
#DonaldTrump
#HürmüzBoğazı
#Jeopolitik
#Güvenlik
#Diplomasi
#Kriz
#EylemOkumuş

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *