Son Gazeteci GENEL ORTADOĞU’NUN KARANLIK EŞİĞİ: KONUŞULMAYAN SENARYOLAR!

ORTADOĞU’NUN KARANLIK EŞİĞİ: KONUŞULMAYAN SENARYOLAR!

Ortadoğu’da yükselen gerilim çoğu zaman füze saldırıları ve askeri hamleler üzerinden okunuyor. Oysa asıl kırılma ihtimali cephe hattında değil, devletlerin iç dengelerinde ve küresel güç rekabetinin görünmeyen alanlarında büyüyor. İran merkezli kriz yalnızca bir bölgesel çatışma değil; kontrolsüz bir kırılma yaşanırsa bütün Ortadoğu’yu ve hatta küresel dengeleri sarsabilecek çok daha derin senaryoları barındırıyor.

Okunma Süresi: 5 dk

YAZI: EYLEM OKUMUŞ                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       (Ortadoğu uzmanı ve Stratejist)
 

Ortadoğu’da yaşanan her kriz aynı refleksle yorumlanıyor: füzeler, karşılıklı tehditler, askeri hamleler. Oysa gerçek stratejik kırılmalar çoğu zaman savaş meydanlarında değil, görünmeyen hatlarda ortaya çıkar. Bugün İran merkezli krizde de aynı durum yaşanıyor. Herkes askeri çatışmanın boyutuna bakıyor, fakat asıl tehlike çok daha derinde büyüyor. Bölge aslında kontrolsüz bir tarihsel kırılmanın eşiğinde duruyor.

GÖRÜNEN SAVAŞIN ARDINDAKİ STRATEJİ

Öncelikle şu gerçeği görmek gerekiyor: İran’a yönelik operasyonların niteliği klasik bir askeri saldırıdan çok daha farklı bir karakter taşıyor. Bu saldırılar yalnızca askeri altyapıyı hedef almıyor. Aynı zamanda İran devletinin güvenlik duvarını, istihbarat ağını ve siyasi dayanıklılığını test ediyor. Bu da çok daha büyük bir planın parçası olabileceğini düşündürüyor. Çünkü modern savaşlar artık yalnızca cephede kazanılmıyor. Bir devletin iç dengeleri sarsıldığında savaş zaten yarı yarıya kazanılmış sayılıyor.

DEVLET İÇİNDEKİ KIRILMA RİSKİ

Bugün İran’ın karşı karşıya olduğu asıl risk dışarıdan gelen saldırı değil, içeride oluşabilecek kırılmadır. İran güçlü bir devlet görüntüsü verse de yapısı sanıldığı kadar monolitik değildir. Devrim Muhafızları, siyasi elitler, güvenlik bürokrasisi ve ekonomik güç merkezleri arasında karmaşık bir denge vardır. Bu dengeler uzun süre istikrarlı görünse bile büyük krizler ortaya çıktığında hızla çözülmeye başlayabilir.

Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Güçlü görünen birçok devlet aslında dış saldırıyla değil, içerideki güven erozyonuyla yıkılmıştır. İran için de en tehlikeli ihtimal tam olarak budur. Eğer güvenlik yapısının içine yönelik sızma iddiaları büyür ve elitler arasında karşılıklı güvensizlik oluşursa devlet refleksleri felç olabilir. Bir devletin güvenlik aklı kendi içinde bölünmeye başladığında o ülke artık yalnızca dış düşmanla değil, kendi gölgesiyle de savaşır.

SESSİZ GÜÇ DEĞİŞİMİ SENARYOSU

Ancak İran için konuşulmayan bir başka ihtimal daha var: sessiz güç değişimi. İran sistemi teoride dini liderliğe bağlı görünür. Fakat pratikte gerçek güç büyük ölçüde güvenlik yapılarının elinde bulunur. Eğer savaşın yarattığı baskı rejimin varlığını tehdit edecek noktaya gelirse, sistemin içinden yeni bir güç dengesi doğabilir. Bu açık bir darbe şeklinde gerçekleşmeyebilir. Daha çok yönetimin fiilen güvenlik elitleri tarafından kontrol altına alınması şeklinde gelişebilir.

Böyle bir senaryo gerçekleşirse İran’ın ideolojik karakteri ciddi biçimde değişebilir. Çünkü devrimci söylemin yerini daha sert ve pragmatik bir güvenlik devleti anlayışı alabilir.

ETNİK VE BÖLGESEL KIRILMA İHTİMALİ

Bir başka karanlık ihtimal ise İran’ın iç dengelerinin parçalanmasıdır. İran coğrafyası çok katmanlı bir toplumsal yapıya sahiptir. Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve Araplar gibi farklı kimlikler güçlü merkezi otorite sayesinde dengede tutulur. Fakat savaş uzar, ekonomi çöker ve devletin güvenlik kapasitesi zayıflarsa bu dengeler kırılgan hale gelebilir. Tarihte birçok imparatorluk tam da bu noktada çözülmüştür.

Bu nedenle İran’da yaşanabilecek bir iç istikrarsızlık yalnızca o ülkenin meselesi olmayacaktır. Böyle bir senaryo Ortadoğu’nun tamamında domino etkisi yaratır. Irak, Suriye, Lübnan ve Körfez hattındaki bütün dengeler altüst olur.

KÜRESEL GÜÇLERİN DOĞRUDAN ÇATIŞMA RİSKİ

Fakat belki de en tehlikeli ihtimal büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya gelme riskidir. Bugün dünya çok kutuplu bir güç mücadelesinin içine girmiş durumda. İran bu rekabetin tam ortasında yer alıyor. ABD, Rusya ve Çin’in çıkarları aynı coğrafyada kesişiyor. Eğer kriz kontrolsüz şekilde büyürse Ortadoğu bir bölgesel savaş alanından çıkıp küresel güç rekabetinin sıcak cephesine dönüşebilir.

MODERN SAVAŞIN GÖRÜNMEYEN CEPHESİ

Bu noktada modern savaşın en karanlık boyutu devreye girer: görünmeyen savaş. Siber saldırılar, enerji altyapısına yönelik operasyonlar ve finans sistemlerini hedef alan hamleler modern çağın yeni silahlarıdır. Böyle bir savaş başladığında cephe hattı diye bir şey kalmaz. Elektrik şebekeleri, bankacılık sistemleri ve iletişim ağları doğrudan hedef haline gelir. Savaş şehirlerin gündelik yaşamına sızar.

ORTADOĞU’NUN TARİHSEL TRAJEDİSİ

Ortadoğu’nun tarihsel trajedisi de burada yatar. Bölgedeki krizler çoğu zaman planlanan senaryolar üzerinden değil, kontrolsüz kırılmalar üzerinden büyür. Bir noktadan sonra hiçbir aktör süreci yönetemez. Hesaplanan hamleler zincirleme reaksiyonlara dönüşür.

Bugün İran merkezli kriz tam olarak böyle bir potansiyel taşıyor.

Ortadoğu şu anda sessiz bir fay hattının üzerinde duruyor. Yüzeyde görünen askeri hareketlilik bu kırılmanın yalnızca ilk işaretidir. Asıl deprem henüz gerçekleşmiş değil.

Ve eğer bu fay hattı kırılırsa ortaya çıkacak manzara yalnızca İran’ı değil, bütün bölgeyi yeni ve çok daha sert bir jeopolitik çağın içine sürükleyebilir. Çünkü tarihin en sert gerçeği şudur: büyük krizler her zaman gürültüyle başlamaz. Bazen önce sessizlik olur. Ardından her şey bir anda değişir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *