Son Gazeteci GENEL DÜNYANIN KONUŞTUĞU KONU! MÜZAKERE: SONUN BAŞLANGICI MI?

DÜNYANIN KONUŞTUĞU KONU! MÜZAKERE: SONUN BAŞLANGICI MI?

Gazeteci ve Dış Politikalar Uzmanı Bekir Atacan'ın yaptığı analize göre, İran etrafında şekillenen müzakere süreci, yalnızca bir diplomasi hamlesi değil; uzun vadeli stratejik bir yeniden tanımlama girişiminin ilk adımı olabilir. Tarihsel örnekler, müzakerenin bazen barışın değil, çözülmenin başlangıcı olabildiğini gösteriyor.

Okunma Süresi: 3 dk

YAZI:BEKİR ATACAN

(GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKALAR UZMANI)

Bazen bir kelime vardır; kulağa barış gibi gelir ama içinde çözülmenin tohumlarını taşır. “Müzakere” de o kelimelerden biri. Diplomasi dilinde umutla anılır, çözümün anahtarı olarak sunulur. Oysa bazı durumlarda müzakere, bir sürecin başlangıcı değil; sonun ilk basamağıdır.

Bugün İran etrafında kurulan denklem, tam da bu açıdan okunmayı hak ediyor. Ortaya konan şartlar sıradan bir anlaşmanın ötesine geçiyor. Uranyum zenginleştirmenin durdurulması, mevcut stokların devri, nükleer altyapının sökülmesi, sınırsız uluslararası denetim, füze kapasitesinin sınırlandırılması ve bölgesel etkinliğin geriletilmesi…

Bu maddeler tek tek ele alındığında tartışılabilir. Ancak birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir: Bu bir uzlaşma değil, bir yeniden tanımlama girişimidir.

HAFIZAYI TAZELEMEK: IRAK ÖRNEĞİ

Tam bu noktada hafızayı tazelemek gerekiyor. 1991’de Irak ordusu Kuveyt’ten çıkarıldığında birçok kişi savaşın bittiğini düşündü. Oysa gerçek süreç tam o anda başladı.

Safvan’daki ateşkes, görünürde bir sondu; gerçekte ise uzun ve sistemli bir tasfiye sürecinin başlangıcıydı. Irak’a dayatılan şartlar yalnızca askeri kapasiteyi değil, devlet egemenliğini hedef aldı.

Kitle imha silahlarının tasfiyesi, sınırsız denetimler, ağır yaptırımlar, uçuşa yasak bölgeler… Bunlar geçici tedbirler değildi. Bir devletin adım adım zayıflatılmasının araçlarıydı. Ve o süreç, sonunda bir çöküşle tamamlandı.

BENZERLİKLER VE KRİTİK FARK

Bugün İran’a yöneltilen taleplerle o dönem arasındaki benzerlik göz ardı edilemeyecek kadar açık.

Elbette tarih birebir tekrar etmez. Ama yöntemler çoğu zaman değişmez: Önce baskı, sonra müzakere söylemi, ardından aşamalı şartlar… Ve giderek daralan bir hareket alanı.

Ancak burada kritik bir fark var. İran, 1990’ların Irak’ı değil. Bölgesel nüfuzu var. Müttefik ağları var. Yaptırımlar altında hayatta kalma tecrübesi var. Ve en önemlisi, Irak’ın yaşadıklarını gördü.

Bu yüzden “müzakere” başlığının ardında saklı olabilecek uzun vadeli sonuçların farkında.

İRAN’IN ÖNÜNDEKİ İKİ YOL

Asıl soru şu: İran neyi tercih edecek?

Rejimin devamı karşılığında askeri ve stratejik kapasitesini adım adım tasfiye eden bir yol mu?
Yoksa maliyeti yüksek, süresi belirsiz bir direniş mi?

Her iki seçeneğin de ağır bedelleri var.

İlki, zaman içinde içten zayıflayan bir yapı ve belki de kaçınılmaz bir çözülme riski…
İkincisi ise uzun süreli bir yıpratma savaşı, ekonomik baskı ve çok cepheli bir gerilim…

BİR EŞİK VE BİR KAVŞAK

Bu nedenle mesele basit bir “anlaşma yapalım mı, yapmayalım mı” tartışması değil.

Bu bir eşik meselesi. İran bugün bir kavşakta duruyor. Atacağı adım yalnızca kendi geleceğini değil, Orta Doğu’nun güç dengesini de belirleyecek. Çünkü bu karar, bir ülkenin kapasitesini koruma mücadelesi ile sistem içine yeniden tanımlanma arasında yapılacak bir tercihtir.

Ve bazen en kritik kararlar, en masum görünen kelimelerin arkasına saklanır.

“Müzakere” gibi.

#Müzakere
#İran
#ABD
#Ortadoğu
#NükleerProgram
#Jeopolitik
#Diplomasi
#Güvenlik
#EnerjiPolitikası
#BekirAtacan

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *