ŞEHZADE SAVCI'NIN ACI VE İBRET VEREN AKİBETİ…

Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan yıkılışına kadar sayısız olaylarla doludur.Bu olaylarda ibret verici yaşanmışlıklar tarihte yerini almıştır.O tarihi yaşananlar,günümüzde kitaplara ve filmlere konu olmuştur.

İşte o ilginç yaşananlardan biri ise geçmişte şöyle gerçekleşmiştir…

-Sultan Gazi Murad bin Orhan, ardı ardına gelen ve en şiddetlileri arasında yer alan kutsal Haçlı ittifaklarıyla mücadele etmekteydi. Bu ittifaklar; Macar, Sırp, Bulgar ve Arnavut (Alban) kralları ile prenslerinin sancakları altında toplanmış, Papa V. Urbanus’un açık desteği ve kışkırtmasıyla 766/1365 yılında Osmanlılara karşı harekete geçmişti.
Tam da bu sırada Sultan Murad, bir başka tehditle daha karşı karşıya kaldı:
770 yılında İtalyan prensi Amedeo, Osmanlılardan Haçlıların intikamını almak iddiasıyla İtalyanlardan oluşan bir ordu toplamıştı.
Ardından daha da tehlikeli bir gelişme yaşandı. Bizans İmparatoru V. İoannes (Yuhanna), 771 yılında Roma’ya giderek Papa’dan Osmanlılara karşı yardım istedi ve bu uğurda Ortodoks mezhebini terk edip Katolik mezhebine geçtiğini ilan etti. Bu, Papa’nın desteğini kazanmak ve Avrupa’yı Osmanlılara karşı harekete geçirmek adına yapılmış çaresiz bir tavizdi.
Bununla da yetinilmedi. Papa, altmış binden fazla Avrupalı Haçlı askerini —üstelik gönüllü olmaksızın— haç sancağı altında topladı ve bu orduyu Sırpların yeni kralı Kral Kaşin komutasında Osmanlılara karşı sevk etti.
Sultan Murad, bir komplonun üstesinden gelir gelmez yenisiyle karşılaştığı bu çetin dönemde, en büyük tehlikenin dışarıdan değil, bizzat kendi hanesinden doğacağını henüz bilmiyordu.
Zira küçük oğlu Şehzade Savcı, Bizans İmparatoru V. İoannes’in ikinci oğlu Andronikos ile gizlice ittifak kurarak, Sultan Murad’ı tahttan indirmeyi ve yönetimi kendisine teslim edilmesini planlamıştı.
Kısa süre içinde bu ihanet planı fiili isyana dönüştü. İki prens, büyük bir orduyla yola çıktı; bu ordunun çoğunluğunu Bizans askerleri oluşturuyordu. İstanbul yakınlarında bir bölgede konuşlandılar.
Ne var ki Sultan Murad’ın harekete geçip üzerlerine yürüdüğünü duyan isyancıların moralleri çöktü:
Andronikos’u destekleyen Bizans askerleri kaçtı,
Savcı’nın yanında yer alan Osmanlı askerleri ise Sultan’ın safına geri döndü.
Bir anda ordusuz kalan iki prens, çareyi kaçmakta buldu. Dimetoka’ya sığındılar; ancak Sultan Murad peşlerini bırakmadı ve kısa sürede onları yakalayarak teslim olmaya mecbur etti.
Şeriatın hükmü… Oğlu dahi olsa
Sultan Murad, önde gelen komutanları, âlimleri ve kadıları toplayarak oğlunu yargılattı. Verilen hüküm kesindi:
İdam.
Zira Savcı, İslam düşmanı kâfirlerle ittifak kurmuş, söz ve fiil ile Müslümanlara karşı savaşmıştı.
Sultan Murad, şeriat hükmünün kendi öz oğluna uygulanmasını emrederek İslam tarihine silinmez bir örnek bıraktı.
Allah’ın hükmüne sadakat, evladın canından dahi önde gelmişti.
O an, sanki şu ilahi ayeti hatırlıyordu:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla —babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları dahi olsalar— dostluk ettiğini göremezsin.”
(Mücâdele, 22)
Bizans prensi Andronikos’a gelince…
Sultan Murad, dileseydi onu da öldürebilirdi; kimse buna karşı çıkmaya cesaret edemezdi. Ancak o, bu yolu seçmedi.
Andronikos’u babasına gönderdi.
Bizans İmparatoru, oğlunun gözlerini kör ettirdi, ardından onu Konstantinopolis’ten sürgün etti. Andronikos, sürgünde yaşadı ve orada öldü.
Kanaatimce imparatorun bu sertliği, bir adalet duygusundan değil, Sultan Murad’ın kudretinden duyduğu korkudan kaynaklanıyordu.

Arapçadan tercüme :
Abdülhamid Doğan

İLGİLİ HABERLER