TRUMP AYNI TUZAĞA DÜŞÜYOR: BUSH VE OBAMA’NIN DERSİNİ HÂLÂ ANLAMADI!

Gazeteci ve Dış Politikalar Uzmanı Bekir Atacan’ın değerlendirmesine göre, ABD başkanlarının en büyük hatası yönetilebilir krizleri “tamamen çözülebilir” sanmaları ve bu yanılgının bugün Donald Trump tarafından da tekrar edilmesidir.

 

YAZI: BEKİR ATACAN

(GAZETECİ VE DIŞ POLİTİKALAR UZMANI)

 

 

 

ÇÖZÜLEBİLİR SORUN YANILGISI

Dış politikada en pahalı hatalar, çözülebilecek sorunlarla yalnızca yönetilebilecek krizleri karıştırmaktan doğar. Amerikan başkanlarının kronik hastalığı da tam olarak budur: Dünyayı “çözülecek problemler” listesi sanmak.

George W. Bush, Saddam Hüseyin’i devirdiğinde Ortadoğu’nun yeniden şekilleneceğini düşündü. Sonuç: parçalanmış bir Irak ve yıllarca süren kaos.

Barack Obama, Muammer Kaddafi’nin devrilmesini Libya için bir başlangıç sandı. Sonuç: çökmüş bir devlet, milisler ve bitmeyen istikrarsızlık.

Her iki başkan da aynı yanılgıya düştü: Kontrol edilmesi gereken krizleri “tamamen çözülebilir” sandılar.


 

TRUMP’IN AYNI HATAYI TEKRARI

Bugün Donald Trump, aynı hatayı daha da büyük ölçekte tekrarlıyor.

İran’ı yönetmek yerine “bitirebileceğine” inanıyor.

Oysa haftalardır süren ABD–İsrail saldırıları, bu düşüncenin ne kadar sınırlı olduğunu açıkça gösteriyor. Hava saldırıları hedef vurabilir, komutan öldürebilir, altyapı zayıflatabilir… ama rejimleri değiştiremez.

Daha önemlisi:
Bombalar bilgi yok edemez.


 

İRAN’IN YAPISAL GÜCÜ

İran’ın nükleer kapasitesi yalnızca tesislerden ibaret değil; bu, insan kaynağına, mühendisliğe ve yılların birikimine dayanıyor. Aynı şekilde insansız hava araçları, deniz mayınları, hızlı botlar ve asimetrik savaş doktrini de birkaç saldırıyla ortadan kaldırılabilecek yapılar değil.

Yani sorun sadece askeri değil; yapısal.


 

KARA OPERASYONU SENARYOSU

Kara operasyonu mu?

İşte asıl kabus senaryosu.

Sınırlı operasyonlar sonuç üretmez. Geniş çaplı bir işgal ise İran’ın coğrafyası nedeniyle Irak’tan kat kat daha ağır bir maliyet anlamına gelir. Dağlık yapı, geniş alan, derin savunma hatları… Bu, hızlı zafer değil; uzun ve yıpratıcı bir savaş demektir.

Ve daha önemlisi:
ABD toplumunun böyle bir savaşa tahammülü yok.


 

GERÇEK DENKLEM: YOK ETMEK Mİ, YÖNETMEK Mİ?

Bu noktada gerçek netleşiyor:

İran’ı “yok etmek” neredeyse imkânsız.
Onu “yönetmek” ise zor ama mümkün.

Bu yüzden gündemde “çim biçme” stratejisi var: İran güçlendikçe vurmak. Ancak bu yaklaşım da bir yanılsamaya dayanıyor—İran’ın tek taraflı olarak geri adım atacağı varsayımına. Oysa sahadaki gerçeklik bunun tam tersini söylüyor.


 

TAHRAN’IN STRATEJİSİ

Tahran da boş değil.

Ekonomik baskının, seçimlerin ve iç siyasetin Washington’u zayıflattığını biliyor. Zamanı kendi lehine kullanabileceğini düşünüyor.


 

TEK ÇIKIŞ: SİYASİ ÇÖZÜM

İşte bu yüzden gerçek çözüm askeri değil, siyasi:

Karşılıklı bir anlaşma.

Ateşkes, güvenlik düzenlemeleri, nükleer denetim ve yaptırımların gevşetilmesi… Kimsenin tam kazanmadığı ama herkesin kaybetmekten kurtulduğu bir denge.

Evet, bu kolay değil.
Evet, Washington’da da Tahran’da da buna karşı çıkanlar olacak.

Ama alternatif ne?

Sonsuz bir gerilim.
Artan maliyetler.
Kontrolden çıkma riski.


 

SONUÇ: KAZANAN YOK, KAYBEDEN ÇOK

Gerçek şu:

ABD İran’a diz çöktüremez.
İran da ABD’yi yenemez.

Bu denklemde zafer yok—sadece zarar var.

Sonuç olarak, kaçınılmaz olan şudur:
Ya taraflar birlikte bir felakete sürüklenecek…
ya da istemeden de olsa masaya oturacaklar.

Ve tarih bize şunu söylüyor:
Amerikan başkanları genellikle bu gerçeği en son öğrenir.


 

ETİKETLER:
ABD, İran, Donald Trump, dış politika, Ortadoğu, nükleer kriz, askeri strateji, diplomasi, Bekir Atacan

İLGİLİ HABERLER