Burak Evci’nin yazısı şöyle;
Toplumsal Öfke ve Hukukun Caydırıcılığı
Her milletin tarihinde bir incelik devri vardır.
Osmanlı’nın o ihtişamlı yüzyıllarında, adalet yalnızca mahkeme duvarları arasında değil; insanın kalbinde, sokağında, pazarında, hatta bir kahve sohbetinde bile tecelli ederdi.
“Mülk adaletle kaimdir” sözü, sadece bir siyaset düsturu değil, toplumun nefes aldığı ruhtu.
Bugün ise o incelik ipi gitgide inceliyor.
Bir bakıyoruz, park yeri kavgasında silahlar çekiliyor; bir bakıyoruz, yolda bir korna yüzünden canlar yanıyor.
Bugünün insanı hukuku bir tehdit olarak görüyor, rehber olarak değil.
Cezadan korkuyor, ama adaleti hissetmiyor.
Hâlbuki hukukun caydırıcılığı, sadece cezaların ağırlığından değil; toplumun o cezayı adil bulmasından doğar. Bir milletin ferdi, “Hak yerini bulur” diyebildiği gün, hukuk devleti hakikaten yaşamaya başlar.
Toplumsal öfke, aslında adalet açlığının bir tezahürüdür.
Adaletin geciktiği, hukukun itibar kaybettiği yerde, birey kendi hükmünü vermeye kalkar.
Bir park yeri yüzünden tetiğe dokunan el, aslında yalnız bir cana değil, hukuka da kurşun sıkmıştır.
Çünkü hukuk, insanların birbirine sabırla bakabildiği bir düzende yaşar.
Öfke, o nazik düzenin zehridir.
Hukuk, korkutmak için değil, şuur kazandırmak için vardır.
Cezanın caydırıcı olması, onun ağırlığından değil; toplumun adaletine olan inancından doğar.
Bir kişi, “Zulüm yaparsam devlet beni cezalandırır” diye değil; Zulüm, insanlığa yakışmaz diye duruyorsa, işte o zaman medeniyet vardır.
Bugün bize düşen, cezaların caydırıcılığını arttırmakla birlikte adalet hissini diriltmektir.
Zira hukuk bir kanun metni değil, bir medeniyet terbiyesidir.Kalem, kılıçtan keskindir; ama kalemin keskinliği, öfkeyi değil, hikmeti doğurur.
Bir toplumun öfkesi adalete dönüşmediği sürece, her park yeri bir mahkeme, her sokak bir ceza sahnesi olur.
“Adalet, öfkenin ilacıdır;
Öfke, adaletin celladı.
