LÜBNAN CEPHESİ: İRAN STRATEJİSİNİN EN SERT SAHASI!

Ortadoğu’daki gerilim çoğu zaman yerel krizler gibi görülse de sahadaki gerçek çok daha farklı. Bölgedeki çatışmaların önemli bir bölümü İran ile İsrail arasındaki uzun soluklu stratejik mücadelenin farklı cepheleri olarak ilerliyor. Bu mücadelenin bugün en kritik ve en patlayıcı hattı ise Lübnan’da şekilleniyor.

 

YAZI: EYLEM OKUMUŞ

 

ORTADOĞU’DA PARÇALI CEPHELER GERÇEĞİ

Ortadoğu’da yaşanan gerilim çoğu zaman yanlış okunuyor. Sanki bölgedeki çatışmalar birbirinden kopuk, yerel krizlermiş gibi anlatılıyor. Oysa sahadaki gerçek çok daha sert ve çıplak: bölge uzun süredir İran ile İsrail arasındaki stratejik savaşın parçalı cepheleri halinde ilerliyor. Bu savaşın bugün en kritik ve en patlayıcı hattı ise Lübnan.

İRAN’IN VEKİL GÜÇ STRATEJİSİ

Lübnan meselesini anlamak için önce şu gerçeği kabul etmek gerekiyor. İran, Ortadoğu’daki etkisini doğrudan askeri işgallerle değil, uzun vadeli bir vekil güç stratejisiyle kurdu. Bu strateji sabırla ve sistemli biçimde inşa edildi. Bölgedeki milis ağları, ideolojik bağlar, lojistik hatlar ve siyasi ittifaklar adım adım oluşturuldu. Bu ağın en güçlü halkası ise tartışmasız şekilde Lübnan’daki Hizbullah’ın oldu.

HİZBULLAH’IN ASKERİ GÜCÜ

Hizbullah yalnızca silahlı bir örgüt değil; devlet içinde devlet gibi hareket eden bir güç merkezi. Askeri kapasitesi, disiplinli kadroları ve yıllar içinde biriktirdiği savaş tecrübesi onu Ortadoğu’daki en etkili silahlı yapılardan biri haline getirdi. Üstelik elindeki roket ve füze kapasitesi sadece sınır bölgelerini değil, İsrail’in stratejik merkezlerini hedef alabilecek menzile sahip.

İSRAİL’İN LÜBNAN DOKTRİNİ

İşte İsrail’in Lübnan’a yönelik sert askeri yaklaşımının nedeni tam olarak bu. İsrail için Hizbullah, İran’ın uzaktaki bir müttefiki değil; doğrudan kendi sınırına yerleştirilmiş bir askeri tehdit. Bu yüzden İsrail askeri doktrininde Lübnan cephesi sıradan bir sınır hattı olarak değil, potansiyel bir büyük savaş alanı olarak değerlendiriliyor.

ASKERİ BASKININ STRATEJİK HEDEFİ

Son yıllarda İsrail’in attığı adımlar bu stratejik bakışın sonucudur. Hava saldırıları, istihbarat operasyonları ve hedefli askeri hamleler tek bir amaca yöneliyor: Hizbullah’ın askeri kapasitesini aşındırmak ve İran’ın Lübnan üzerinden kurduğu baskı mekanizmasını zayıflatmak.

İRAN’A KARŞI DOLAYLI STRATEJİ

Bu yaklaşımın arkasında basit ama sert bir hesap var. İsrail, İran’ın bölgesel gücünün büyük ölçüde vekil yapılar üzerinden yürüdüğünü düşünüyor. Dolayısıyla Tahran’ı doğrudan hedef almak yerine onun sahadaki uzantılarını zayıflatmak daha uygulanabilir bir strateji olarak görülüyor. Lübnan’daki Hizbullah bu zincirin en güçlü halkası olduğu için, İsrail’in askeri baskısının merkezine yerleşiyor.

LÜBNAN’IN KIRILGAN DEVLET YAPISI

Ancak Lübnan’ı tehlikeli yapan şey yalnızca Hizbullah’ın askeri gücü değil. Asıl sorun, ülkenin kendi iç kırılganlığı. Yıllardır süren ekonomik çöküş, siyasi parçalanmışlık ve devlet kurumlarının zayıflığı Lübnan’ı bölgesel güç mücadeleleri için son derece savunmasız bir zemine dönüştürdü. Böyle bir ortamda yaşanacak büyük bir askeri çatışma, ülkeyi hızla kontrol edilemez bir krizin içine sürükleyebilir.

İSRAİL İÇİN SAVAŞ RİSKİ

İsrail açısından risk farklı bir yerde ortaya çıkıyor. Hizbullah sıradan bir milis örgütü gibi kolayca dağıtılabilecek bir yapı değil. Aksine uzun süreli savaş tecrübesine sahip, organize ve disiplinli bir güç. Bu nedenle Lübnan’da başlayacak geniş çaplı bir savaş kısa sürede yoğun ve yıpratıcı bir çatışmaya dönüşebilir.

BÖLGESEL AKTÖRLERİN DENKLEME DAHİL OLMASI

Bu noktada Ortadoğu’daki stratejik denklem daha da karmaşık hale geliyor. Çünkü Lübnan cephesi yalnızca iki tarafın hesaplaşması değildir. Bölgedeki diğer aktörler de bu denklemin parçasıdır. Gazze’deki Hamas ve Yemen’deki Husi grubu gibi yapılar aynı eksen içinde hareket ediyor. Bu yapıların eş zamanlı biçimde devreye girmesi durumunda İsrail için savaşın ölçeği dramatik biçimde büyüyebilir.

AGRESİF GÖRÜNEN AMA SAVUNMACI STRATEJİ

Bu nedenle İsrail’in Lübnan politikası askeri açıdan son derece agresif görünse de, aslında daha geniş bir güvenlik kaygısının sonucu. İsrail stratejisi, potansiyel tehditleri büyümeden bastırmaya dayanıyor. Fakat Ortadoğu’nun sert gerçekliği bu tür stratejilerin her zaman planlandığı gibi işlemediğini defalarca gösterdi.

LÜBNAN’DAKİ KIRILGAN DENGE

Lübnan bugün tam da bu kırılgan çizgide duruyor. Bir yanda İran’ın bölgesel etkisini temsil eden güçlü bir silahlı yapı, diğer yanda bu tehdidi ortadan kaldırmak isteyen bir İsrail. Arada ise ekonomik olarak çökmüş, siyasi olarak parçalanmış ve yeni bir savaşı kaldırma kapasitesi son derece sınırlı bir ülke.

BÖLGESEL GÜÇ MÜCADELESİNİN MERKEZİ

Bu tabloya bakıldığında Lübnan’ın sadece bir sınır gerilimi yaşadığı söylenemez. Aslında burada şekillenen şey Ortadoğu’daki daha büyük bir güç mücadelesinin sert bir yansımasıdır. Ve bu mücadele her geçen gün yeni bir askeri tırmanmaya dönüşebilecek kadar hassas bir dengede ilerliyor.

ORTADOĞU’NUN GELECEĞİNİ ETKİLEYEN CEPHE

Bugün Lübnan’da yaşananlar, bölgenin geleceği açısından yalnızca yerel bir kriz değil. Bu cephe, Ortadoğu’daki güç dengelerinin nasıl şekilleneceğini belirleyebilecek en kritik hatlardan biri haline gelmiş durumda. Çünkü burada verilecek mücadele yalnızca bir sınırı değil, bölgedeki stratejik nüfuzun geleceğini de belirleyecek.

 

 
 
İLGİLİ HABERLER