Öztürk, Çağlayan Adliyesi'nde çektiği video ile sesini kamuoyuna duyurdu. Ancak bu çıkış, bir protesto ya da tartışma çağrısı değil; aksine hukuk devleti vurgusu taşıyan dikkatli bir açıklama olarak değerlendirildi. Öztürk, açıklamasında yaşadığı süreci yalnızca kişisel bir dava olarak görmediğini, dosyanın mülkiyet hakkı, adil yargılanma ve yargının kendi iç denetim mekanizmaları açısından önemli bir sınav niteliği taşıdığını dile getirdi.
2018 yılından bu yana devam eden dosyada, son dönemde yapılan incelemeler ve resmi tespitlerin fezlekelere yansıması, sürecin seyrini değiştiren başlıca unsur olarak gösteriliyor. Edinilen bilgilere göre dosya, yalnızca iddialar üzerinden değil; belge, kayıt ve yargısal işlemler zinciri üzerinden ele alınmaya başlanmış durumda. Bu da dosyanın “görmezden gelinebilecek” bir noktayı çoktan aştığını ortaya koyuyor.

Öztürk’ün dosyası, bugüne kadar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ciddi güvenlik boyutlarıyla da gündeme geldi. İş insanının geçmiş yıllarda ağır bir saldırıya uğradığı, gözünden uzun süren bir ameliyat geçirdiği, çeşitli tehditlerle karşı karşıya kaldığı ve davalardan vazgeçirilmek istendiği biliniyor. Buna rağmen Öztürk’ün, hukuki mücadelesini yargı sınırları içinde sürdürme ısrarı dikkat çekiyor.
Son gelişmelerle birlikte dosyanın farklı adliyelerde yürüyen bağlantılı süreçleri de daha yakından değerlendiriliyor. Büyükçekmece başta olmak üzere Küçükçekmece, Bakırköy, Kartal, Sinop, Çanakkale ve Çağlayan’daki davalar, artık birbirinden kopuk dosyalar olarak değil, bütüncül bir hukuki tablo içinde ele alınıyor.
Öztürk, yaptığı açıklamalarda doğrudan bir kurumu ya da yargı mensubunu hedef almadığını özellikle vurguluyor. Talebinin; belgeye dayalı, şeffaf ve denetime açık bir yargılama süreci olduğunu ifade ediyor. “Belge konuşsun, hukuk konuşsun” çağrısı, adliye çevrelerinde de dikkatle not edilen bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Adliye kulislerinde konuşulan ortak görüş ise şu yönde: Israrlı takip edilen, delile dayanan ve kamu vicdanını ilgilendiren dosyalar, er ya da geç karar masasına gelir. Bu dosyanın geldiği nokta da tam olarak bunu gösteriyor.
Başlıklar değişebilir, haber dili güncellenebilir. Ancak adliyede konuşulan dosya değişmiyor. Ve görünen o ki, bu dosya artık yalnızca geçmişin bir iddiası değil; yargının önünde ciddiyetle ele alınan bir sınav başlığına dönüşmüş durumda.


Fehmi Öztürk
#50milyondolarkumpas
Bu ülkede “devlet” kelimesi, yalnızca bir idari yapıyı değil; zor zamanda sığınılan bir güven duygusunu ifade eder. Ben de yıllardır bu güven duygusuna tutunarak, yaşadığım ağır bir mağduriyeti hukuk içinde anlatmaya çalışıyorum.
Yaklaşık 50 milyon dolarlık mal varlığıma yönelik olarak, yıllar önce başlayan ve bugün hâlâ yargı mercilerinde süren bir süreçten söz ediyorum. Bu süreç, benim için sadece bir dava değildir. Bu süreç, mülkiyet hakkının, adil yargılanma ilkesinin ve devletin kendi iç denetim mekanizmalarının sınandığı bir dosyaya dönüşmüştür.
Son dönemde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen fezlekeler ve mevcut mahkeme kararları, bu dosyanın artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını açıkça göstermektedir. Fezlekelerde yer alan tespitler; yaşadıklarımın bir iddia yığını değil, belgeye, kayda ve yargısal işlem zincirine dayanan ciddi bir hukuki tablo olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu dosyada tartışılan mesele, yalnızca benim haklı ya da haksız olmam değildir. Tartışılan mesele;
– mülkiyet hakkının nasıl korunacağı,
– yargı süreçlerinin dış etkilerden nasıl arındırılacağı,
– bilirkişilik ve delil değerlendirme mekanizmalarının ne kadar sağlıklı işlediğidir.
Fezleke dediğiniz metin, zaten bu yüzden önemlidir. Fezleke; söylentiyle değil, dosyayla konuşur. Kanaatle değil, kayıtla ilerler. Bugün bu dosyada konuşan da tam olarak budur: belge.
Şunu açıkça ifade etmek isterim:
Bu yazıyı ne bir kurumu hedef almak için ne de bir yargı mensubunu zan altında bırakmak için kaleme alıyorum. Aksine, devletin ve yargının kendi iç denetim gücüne olan inancımı ortaya koymak için yazıyorum. Çünkü inanıyorum ki devlet, yanlış yapanla görevini hakkıyla yapanı ayırabilecek kudrete sahiptir.
Son yıllarda yargı alanında dile getirilen reform, şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusunun, sahada ve dosyada karşılık bulması son derece değerlidir. Bir vatandaş olarak beklentim; bu iradenin, benim gibi mağduriyet iddiasında bulunan herkes için aynı ciddiyetle işletilmesidir.
Bazı dosyalar vardır; yalnızca taraflarını değil, toplumsal adalet duygusunu da ilgilendirir. Benim dosyam, bugün tam olarak bu noktadadır. Bu nedenle sürecin;
– kapalı kapılar ardında değil,
– dedikodu üzerinden değil,
– algıyla değil,
hukukun kendi diliyle ve kamuoyunun bilgisi dâhilinde ilerlemesini istiyorum.
Şunu da özellikle belirtmek isterim:
Bu bir yargıya müdahale çağrısı değildir.
Bu bir siyasal hesaplaşma değildir.
Bu bir kişisel isyan metni değildir.
Bu, fezlekeler ve yargı kararlarıyla konuşan bir dosyanın, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, açık ve şeffaf biçimde değerlendirilmesi talebidir.
Devletin büyüklüğü, hatasızlık iddiasında değil; hatayı ayıklama cesaretindedir.
Yargının gücü, suskunlukta değil; usulün işlemesindedir.
Ben, devletime güvenerek bu süreci hukuk içinde anlatmaya devam ediyorum.
Beklentim; adaletin, dosyaya bakarak tecelli etmesidir.
#MilletinMeclisi
#HukukDevleti
#Yasama
#Demokrasi
#HesapVerebilirlik
x.com/FehmiOzturk_/s…

