İş insanı Fehmi Öztürk’ün sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı açıklama ise şöyle;

“BASIN AÇIKLAMASI
50 MİLYON DOLARLIK KUMPAS,
ÇÖKEN HUKUK VE SUSAN SİSTEM
Bir ülkede hukuk yok sayıldığında, ilk kaybolan şey adalet değil, insan hayatı olur.
Bu açıklama; 2018 yılından bu yana sahte bir “tahkim kararı” üzerinden başlatılan, 50 milyon dolarlık bir ekonomik kumpasla devam eden, cinayetler, tehditler, iftiralar, sahte ihbarlar ve uluslararası organize suç yöntemleriyle büyüyen ve tam 8 yıldır sonuçlandırılamayan bir hukuk faciasının özetidir.
⸻
BAŞLANGIÇ: YOK HÜKMÜNDE BİR KARAR
2018 yılında;bir avukat, bir eski milletvekili, bir mali müşavir ve aralarına dahil ettikleri bazı iş insanlarıyla birlikte,kamu düzenine açıkça aykırı,mahkeme kararlarıyla yok hükmünde olduğu tespit edilmiş sözde bir “tahkim kararı” üzerinden tarafıma karşı 50 milyon dolarlık hayali bir borç uydurulmuştur.
Hukuken geçersiz olan bu karar; Türkiye’de sistemin zayıflıkları, kurumlardaki iş birlikleri ve denetimsizlik nedeniyle yürürlükteymiş gibi kullanılmaya devam edilmiştir.
⸻
SONUÇ: HUKUK YERİNE GÜÇ,
KARAR YERİNE KORKU
Aynı başlangıç noktasına sahip olmasına rağmen:
• yüzlerce soruşturma,
• onlarca dava,
• birbirinden kopuk dosya oluşturulmuş; konu bilinçli şekilde parçalanmıştır.
Bu süreçte:
• sahte ihbarlar yapılmış,
• uzun süreli teknik takipler uygulanmış,
• medya üzerinden itibarsızlaştırma kampanyaları yürütülmüş,
• uyuşturucu kumpasları devreye sokulmuş,
• insanlar susturulmuştur.
⸻
CİNAYETLERLE KAPATILAN GERÇEKLER
Bu dosyaların tam ortasında iki kritik ölüm bulunmaktadır:
Cem Özmüş:50 milyon dolarlık kumpasın iç yüzünü anlatmaya hazırlanırken öldürülmüştür.
İhsan Boyabat:Cem Özmüş dosyasında azmettirici olarak yargılanırken,etkin pişmanlıktan yararlanacağını açıkladığı duruşma günü öldürülmüştür.
Bugün cezaevinde bulunan Deniz Mor Sümbül,
bu cinayetlerin, 50 milyon dolarlık kumpas davalarındaki gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla işlendiğini savcılığa açıkça beyan etmiştir.
⸻
ULUSLARARASI BOYUT:
KUMPAS SINIR TANIMIYOR
Aynı yapı bu kez:
• Romanya’da aracımın altına uyuşturucu yerleştirilmesi,
• Türkiye’de sahte e-posta ihbarları,
• yıllarca süren X-Ray ve narkotik köpekli aramalar,
• Anayasa Mahkemesi’nin bozduğu kararların çarpıtılması yöntemleriyle devreye sokulmuştur.
Bugün gelinen noktada;Romanya’da öldürüleceğime dair somut ve teyitli bilgiler savcılığa bildirilmiş,Ancak sistem hâlâ suskundur.
ASLINDA SORU ŞUDUR;
Bu ülkede:
• Yok hükmündeki bir karar 8 yıl nasıl ayakta tutulur?
• Aynı konuda yüzlerce dosya neden birleştirilmez?
• Cinayetlerle kesilen dosyalar neden derinleştirilmez?
• Sahte ihbarları atanlar neden bulunamaz?
• Ticaret odaları, meslek örgütleri ve siyasiler neden sessiz kalır?
Bu bir kişisel dava değildir.
Bu, hukuk sisteminin çöküşüne dair açık bir alarmdır.
⸻
BASINA VE KAMUOYUNA ORTAK ÇAĞRI
Türkiye’de basının “yandaş” ve “muhalif” olarak ayrıldığı bir dönemdeyiz.
Ancak cinayetler, kumpaslar ve çöken hukuk, ideolojik ayrımların üzerinde bir meseledir.
Bu açıklama;
• siyasi görüşe,
• yayın politikasına,
• iktidar veya muhalefet çizgisine
bakılmaksızın tüm gazetecilere ve medya kuruluşlarına yöneliktir.
Bu dosya;
• susturulan gazetecilerin,
• ülkeden ayrılmak zorunda kalan kalemlerin,
• haber yapması engellenenlerin
ortak vicdan alanıdır.
Burada talep edilen şey taraf olmak değil,
gerçeğin tarafında durmaktır.
⸻
KAMUOYUNA VE YETKİLİLERE ÇAĞRI
Bu dosya;
• Adalet Bakanlığı’nı,
• Dışişleri Bakanlığı’nı,
• Ticaret Bakanlığı’nı,
• Yargı kurumlarını,
• Ticaret odalarını,
• Siyasi sorumluluk makamlarını doğrudan ilgilendirmektedir.
Artık şu gerçek kabul edilmelidir: Bu dosya sonuçlanmadıkça, bu ülkede kimsenin can ve mal güvenliği tam değildir.
Benim başıma gelen, yarın başkasının başına gelecektir.
⸻
SON SÖZ
Bu açıklama bir tehdit değildir.
Bir uyarı değildir.
Bu, tarihe düşülen bir kayıttır.
Ve tarih,bu dosyada kimlerin konuştuğunu değil, kimlerin sustuğunu da yazacaktır.
Adalet susarsa, gerçek konuşur.
Gerçek konuştuğunda ise artık kimse yerinde oturamaz.“